Tüm Eğitim ve Danışmanlık hizmetlerimiz dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetleri ve Polis Teşkilatlarına mahsustur.

Eğitimlerimize bireysel katılım mümkün değildir!

 

İslam Dünyasının Geleceği ve SADAT A.Ş. (11 Temmuz 2012)

İSLAM DÜNYASININ GELECEĞİ VE SADAT A.Ş.

 

Geçen yüzyılın başında imparatorluklar dağıldı. İmpratorlukların bünyesinde bulunan milletler Birinci Dünya Savaşının galipleri tarafından güdümlü devletçikler halinde teşkilatlandırıldı. Bağımlı devletler, özgür olduklarını zannettikleri halde, totaliter rejimlere mahkum edildi. Diktatörler, vasi devletler tarafından korundu ve desteklendi.

İki dünya harbi arasında, batının gelişmiş devletleri daha ziyade faşist diktalarla, Sovyetler ve bağlıları da kominist diktalarla idare edildi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, batılı devletlerde, ABD ve İngiltere örnek alınarak, demokratik sistemler yerleşirken, Rusya ve bağımlılarında Kominizm yönetim sistemi olarak benimsendi.

Batı, Kominizme karşı Amerikanın önderliğinde NATO blokunu, Rusyanın Liderliğindeki Sovyetler Birliği de, azgın kapitalizme karşı VARŞOVA Paktını oluşturdu.

 

Geçen yüz yıl, Silahlı Güç öne çıkarılarak, geliştirilerek ve teşvik edilerek, iki süper gücün ve temsil ettikleri ideolojilerin çatıştırılması sonucunda, tam bağımsızlıklarını kazanamamış ülkelerin sömürülmesi ile geçti.

İkinci Dünya savaşından sonra, Milletler Cemiyeti (10 Ocak 1920: 18 Nisan 1946); Savaşın galipleri tarafından revize edilerek yeniden teşkilatlandırıldı ve 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu. Amacı "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamak” olarak gösterilmesine rağmen Batılı Devletler, Birleşmiş Milletler Teşkilatını kendi sömürü düzenlerini kurup sürdürmelerini sağlamak için bir araç olarak kullandılar.

İkinci Dünya Savaşından sonra, 27. Haçlı Seferinin ileri karakolu olarak Filistine yerleştirilen İsrail, hançer gibi girdiği İslam Coğrafyasının kalbi mesabesindeki coğrafyada, Hristiyan Dünyasının gözü, kulağı ve yumruğu gibi desteklenirken ve BM dahil Batının Kontrolündeki bütün kuruluşlar tarafından himaye edilirken, yoğun psikolojik harekatla, Dünyanın yönetimi Siyonizmin kontrolundaymış gibi gösterilerek ve İslam Dünyasına göz dağı verilerek, Bu küçük Devletin Batının maşası olduğu unutturuldu.

 

Yüzyılın sonunda, Afganistanı işgali altında tutmaya çalışan Sovyetler Birliği dağıldı ve sosyalist ideoloji çöktü.

Bu yüzyılın başında, rakipsiz kalan ABD ve NATO, dünya jandarmalığını üslendi. Arka arkaya ABD ve Müttefikleri özgürlük getirmek bahanesiyle, Afganistan'ı ve Irak'ı işgal etti. Bu iki askeri işgal, batıya pahalıya mal oldu. Ekonomilerini çökme aşamasına getirdi ve askeri işgallerle egemenliklerin sürdürülemeyeceği gerçeğine ulaştılar.

 

Sayısı altmışı bulan Birleşmiş Milletlere üye Müslüman Devletler, Dünya kara, deniz ve hava ulaşımının üzerinden geçtiği, üç kıtanın merkezine hakim önemli jeostratejik değere sahip coğrafyasına, zengin yeraltı-yerüstü kaynaklarına ve temsil ettiği yüce manevi değerlere rağmen, Batının güdümünden kurtulamadığı ve milli yönetimlerini iş başına getiremedikleri için, ittifak edip hakettiği güce ulaşamamıştır.

Dünyanın süper ve bölgesel güçlerinin (ABD, AB, Rusya, Japonya, Çin ve Hindistan) gözü İslam Coğrafyasındadır. Siyasi ve ekonomik çıkarlarını sağlamak için İslam Ülkeleri üzerinde egemenlik kurmak için mücadele vermekte ve bu Ülkeleri karıştırmaktadırlar.

 

Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber, gelişmiş devletler seviyesine ulaşmanın, sosyo-kültürel devrimlerle toplumu değişime uğratmadan mümkün olmadığı kabulü ile; İslâm Dinini, İslâmî değerleri ve temsil ettiği medeniyeti tehdit olarak gördü. Batı medeniyetini ulaşılacak nihai hedef olarak göstererek, yüzünü batıya çevirirken, İslam Devletlerine ve Müslüman Milletlere sırtını döndü ve İslam dünyasına yabancılaştı. Bir asırdır, Batı güdümünde hareket eden Ülkemiz, İslam Devletlerinden kuşku duydu ve bu devletlere hep tehdit algılaması ile baktı. Bu bakış, Devlette taban tabana zıt iki iradenin oluşmasına (bürokratik ve siyasi iradeler) ve bunların sürekli çatışma halinde olmasına, Devletin gücünü Milletin üzerinde heba etmesine sebep oldu. Siyasi iradeyi vesayetinde tutan ve bürokratik otoriteyi de kontrol eden Silahlı kuvvetler, irtica sendromu nedeniyle mütedeyyin insanları devlete küstürüken, birlik olmanın tutkalı durumundaki dini değerleri yok etmek istediği ve seküler kavmiyetçi tutumu nedeniyle de, Kürt Halkını, Devlete bağlılığını sorgular hale getirmiştir.

 

İslam Ülkelerinin birliği için Türkiye'nin Liderliğine, Türkiye'nin İslam Ülkelerine önderlik yapabilmesi için de Milli İradeyi Devletin bütün kurumlarına hakim kılmasına bağlıdır.

Otoriter yönetimleri devirerek demokrasiyi seçme yolunda olan İslam Ülkelerinin önünde zorlu günler bulunmaktadır. Yolsuzluk, yoksulluk ve adalet ihtiyacı ile mücadele edecek genç demokrasilerin devasa sorunlarını çözebilmek için tekrar Batının kucağına itilmemeleri gerekmektedir. Dayanışmaya ve doğru yol göstericiye ihtiyaçları vardır. Ekonomik işbirliği ve desteğe, dış politikada yol göstericiliğe, sömürücülere karşı savunma işbirliğine, kendi ülkeleri ve üçüncü devletlerden kaynaklanan hak ihlallerine karşı alternatif adalet sistemlerine ihtiyaç vardır.

 

Türk ve Müslüman Milletlerin refahı, Dünyada barış ve adaletin tesisi, İslam Ülkelerinin bir süper güç olarak Dünya siyaset sahnesine çıkmasına bağlıdır.

 

SADAT A.Ş. İslam Ülkeleri arasında Savunma ve Savunma Sanayii işbirliği ortamını teşvik ederek İslam Dünyasının Süper güç olarak ortaya çıkmasına katkı sağlamak amacıyla vücut bulmuş, hizmeti öne çıkaran bir ticarî Şirkettir. 11 Temmuz 2012

Adnan Tanrıverdi

Emekli General

SADAT A.Ş. Ynt. Krl. Bşk.