Tüm Eğitim ve Danışmanlık hizmetlerimiz dost ve müttefik ülkelerin Silahlı Kuvvetleri ve Polis Teşkilatlarına mahsustur.

Eğitimlerimize bireysel katılım mümkün değildir!

 

Türkiye Global Karar Mekanizmalarında Olmalıdır (08 Nisan 2009)

TÜRKİYE GLOBAL KARAR MEKANİZMALARINDA OLMALIDIR

ABD Devlet Başkanı, Barac Hüseyin Obama, Türkiye'yi ziyaret etti. Bu ziyaret farklı bakış açıları ile farklı kişiler tarafından yorumlandı. Ama, olaya ziyaretçinin amacı ve ülkesinin konumu açısından yaklaşılarak yorumlanması gerekir kanaatindeyim.

ABD Global bir güçtür. Devlet Başkanı da global düşünmek durumundadır. Türkiye ziyaretini de bu seviyede değerlendirmek gerekir.

Türkiye, coğrafî mevkii itibarı ile, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu kara havzaları ile Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi Havzalarının ortasında kilit bir mevkiye sahiptir.

Yani Türkiye, Jeostratejik dairede, Coğrafi Konumu ile, bu havzalardaki ülkeleri aktif olarak etkileyip, yönlendirme imkan ve gücüne sahiptir.

Diğer taraftan dini, ırkî, tarihi bağları ve yönetim tecrübesi ile Türk ve İslâm Aleminin sahip olduğu, Asya'nın Batı yarısı ile Afrika'nın Kuzey yarısını kaplayan, iki kat'aya yayılmış, geniş coğrafya üzerindeki 60 Müslüman Ülkeyi etkileyebilen ve bu ülkelere kıyısı olan açık denizlerle ilgilenme imkanı bulabilen bir devlettir.

Yani, Türkiye, Jeopolitik Dairede, ABD dahil diğer bütün Global Aktörlerin hedefinde bulunan bir coğrafyanın lideri olabilme potansiyeline sahiptir.

George W. Bush'un bozduğu ABD imajını düzeltmek için iş başına getirilen Barack Hüseyin Obama, Türkiye'nin bu gücünü bilerek, İslâm Coğrafyasındaki ABD emellerini Türkiye vasıtasıyla sağlamak amacıyla Kanada dışındaki ilk resmî ziyaretini Türkiye'ye yapmıştır.

Obama'nın, hoşumuza gidecek sözler sarfetmesinden daha doğal bir durum olabilir mi?

ABD emellerinin gerçekleşmesinde Türkiye rol alacaksa, Bush'un uygulamaları ile Türk Halkında yaygın hale gelen ABD düşmanlığının üzerine sünger çekilme ihtiyacı varsa, İslâm Alemi önünde Türk-ABD Dostluğu gösterilmek isteniyorsa, söylem ve işlenen temalar özenle seçilip Türk Halkının kalbi fethedilmeliydi. Obama bunu yapmaya çalışmıştır.

 

Ziyaret, ABD emelleri ve Dünya sisasetine bakış açısı ile değerlendirilmelidir.

ABD Devlet Başkanının ziyaretine Global seviyede, Türkiye'ye yansımalarına ise Jeostratejik ve Jeopolitik seviyede bakılmalıdır. Meseleye iç politika meselesi olarak bakmak bizi yanlış sonuçlara götürür.

 

Bush döneminde İslâm Aleminin ve kısmen de Türkiye'in muhatap olduğu kaba ABD polikaları ile kıyaslandığında, Obama'nın ziyareti, Türkiye'nin ve İslâm Aleminin daha itina ile dikkate alınması gereken bir güç olduğunun anlaşıldığı bir dönemin başladığı anlamına gelmektedir.

Geçmiş dönemle kıyaslandığında gelinen noktanın memnuniyet verici olduğunun altını çizmek gerekmektedir.

Tabii, ABD'nin içinde bulunduğu ekonomik krizin boyutu ile dünya kamu oyunda ulaştığı kötü imajın silinme ihtiyacının etkili olduğu da unutmamalıdır.

 

Türkiye, bu girişimden payını almalıdır. Gerçek gücünü farketmelidir.

Önemli olan ABD, Türkiye'nin Jeostratejik ve Jeopolitik dairelerdeki etki alanındaki ülkeleri hegemonyasına almak için, Türkiye'ye ABD emellerine hizmet edecek görevler mi verecek, yoksa bu coğrafyada uygulanacak politikaların kararlarının verildiği mekanizmalarda mı yer verecek.

 

Türkiye'nin, kendini ilgilendiren dairelerde oyun kurucu aktör olması zamanı gelmiştir.

Konjonktürden istifade edilmelidir. ABD ekonomisinin ve dünya kamu oyundaki imajının onarımı safhasında, ABD'nin istediği desteği veren Türkiye, Batı'nın İslâm Alemi üzerindeki kısıtlamalarını çözücü ve İslâm Ülkelerinin ortak hareket etme kurumlarını oluşturucu siyasetler geliştirmelidir.

İslâm Ülkelerinin “ortak hareket” yeteneğinin geliştirilmesi için, ekonomik ve kültürel işbirliği imkanlarının arttırılması gerekli olmakla birlikte yeterli değildir.

İslâm Ülkeleri Arasında;

Gerek kendi iç hukukları açısından gerekse, dış müdahalelerden doğan ihlaller açısından ortak bir adalet kurumuna;

Gerek birbirleri ile olan münasebetlerinde, gerekse dış güçler tarafından yapılacak müdahalelerde hemen kullanılabilecek ortak bir askeri gücün geliştirilmesine;

Gerek birbirleri ile olan sorunların çözümlenmesinde ve gerekse taraf olmayan ülkelere karşı ortak tavrın belirlenmesi için bir dış siyaset belirleme kurumuna;

ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu ihtiyaçların kurumsallaşması İslam Dünyasını yeni bir güç merkezi haline getirebilecektir.

 

Türkiye, 26 üyeli NATO'nun içinde ve 27 üyeli AB'nin kapısında, ancak kullanılan bir konumda olabilir, 60 ülkeli “İslâm İttifakı”ında ise, dünya politikalarını belirleyen aktörlerin içinde bulunabilir. Türkiye'ye de bu yakışır.

İç çekişmelerimizi bırakıp bizi bekleyen esas rolümüzü üslenmeliyiz. Bunun da tam zamanıdır. 08 Nisan 2009

Adnan Tanrıverdi

Emekli Tuğgeneral

ASDER Gnl. Bşk.